16 Ekim 2009 Cuma

siz siz değilsiniz...

Ağırdı, ağlıyordunuz...
Gerçekliği yoktu yanınızda bazı eskimelerin. Bir yolun ucunda kızıl patlamalar taşıyan o turuncu kapıya dönüktü yüzünüz. Kandırılmanın masallarda kaldığı, bazen zamanın kurcalayıp kanattığı o yerde bir yüzünüz güneşe dönüktü. Gün batımlarının sahici fısıltısı, ayın kendini durmadan anımsatan kımıltısı avcunuzda bir veda mektubu gibi kalmıştı. Biliyordunuz..
Ağlamanın bozgun sayıldığı o sokak arasındaydınız.sahi!yalnızdınız üstelik!
Nasıl da korkmuyordunuz.
İki nefes arasında kocaman bir boşluk günün yalanlarını maskeliyordu. Bir adım sonraya gücü kalacak mı dedikleriniz çoktan geri dönmüştü. Gölgeler vardı, gölgeler konuşmuyordu.
Bir rüyanın renklerle sabahı çağırması gibiydi zaman sizin için. Kimselerin duymadığı bir sesi, geceden kalma bir gülüşe emanet edişiniz bundandı. Tuhaftı, yerin göğe el uzattığı tünellerden geçiyordunuz. Ağrılı bir kalbin usul sesine kulak verdiniz. Kalp kentin orta yerinde açılıverdi. Korku bulaşmamıştı henüz. Hiçbir şey kirletemezdi oyunlarınızı. Yol uzadıkça telaşlar dökülüyordu yüzünüzden. Yüzünüz ılık iklimlerin özetiydi, bir nefes sonraya hayatı anlatıyordu. Hayat elinizde neydi ki?
Ağlamanız kesilmedi hiç. Korkutuyordunuz.
Yığınlar arasında ışıklar içinde savruluyordunuz. Adınız asılıydı dudak kenarlarında. Gözünüzde sadece yolculuklardan dönenler ve hep o belirsiz yola koşan “gidip bakalım hadi” diyen sesin sahibi vardı. Gözleriniz çok zaman görünmüyordu ağrıdan ve tozdan.
Bir masal zamanıydı. Tüller içinde yalanlar geçiyordu önünüzden. Çoktunuz bunca eksilmenize rağmen. Gün batımları sizi çağırıyordu karanlık bir odada uyanmanızı beklerken. Siz seslere “kapılan”dınız. Ansızın ahşap bir bedende yabancılaşan parçanızı yalanlara bahane ediyordunuz. İçinizde hayatlar vardı kapısı açılmamış. Tenhada bir kavuşum uzaktı size. Büyük hayatlardan geçip küçük eller tutuyordunuz üstelik.
Yağmur yağmıyordu hiç. ...
Bir kent düşü kurulmuştu. Orta yeri şölen. Kimliksiz taşlara isimler, bir yerlere renkli dilekler asılıyordu. Hiç görmediğiniz hayatlardan kopup gelen bir ses ardınızda soluk alıyordu. Nefesi teninizde kıyım... kurumuş, unutulmuş bahçelerden bir esinti. Nasıl da güzeldi...
Aslında ağlamıyordunuz.. Yağmur hızlanmıştı. Elinizde siyah beyaz bir özleyişin izi.. yüzünüze bulaşan o rengin sahibini gün batımlarında bırakıp hızla çıkıyordunuz tünelden...yağmur size değmiyordu...

8 yorum:

*ĞĂŶŶŐŔ* dedi ki...

yazılarını çok özlemişim..
yüreğine iyi bak..

periçıkmazı dedi ki...

yazmak için susmak gerekmiş.yine aynı tuzağa düştüm..mutlu ettin beni.teşekkürler.

khaos dedi ki...

ne güzel ve uzaklara götüren bir yazıydı..
sadece uzaklara gitmedim, bir çok his aynı anda yaşandı,
okudukça..

yüreğine sağlık.

mathilda".. dedi ki...

" Siz seslere “kapılan”dınız. Ansızın ahşap bir bedende yabancılaşan parçanızı yalanlara bahane ediyordunuz. İçinizde hayatlar vardı kapısı açılmamış. Tenhada bir kavuşum uzaktı size. Büyük hayatlardan geçip küçük eller tutuyordunuz üstelik. "

çok güzel.
bütün blog adına tebrik ederim.

efrasiyab dedi ki...

kelimeler düşer yalnızlığa, kimileri yükselir, yükselenler hep içlerini kazarlar, kendileriyle tanışırlar her gün...
özlemişim kelimelerinizi...

periçıkmazı dedi ki...

varla yok arasında en güzel şey bu sanırım.yazının diliyle kaybolmanın cazibesi çatışıyor...ve efrasiyab;sonunda buradasınız..bu bile yeter..

mahrem dedi ki...

beşiktaş mormartıdan her geçişimde yüreğimde kocaman bir sızıya sebep olan insan.. seni ne çok aradım ve ne çok özledim bir bilsen...

Ateş Böceği dedi ki...

AMA NEDEN YAZMIYORSUN SEN UZUN ZAMN OLMUŞ..OYSA BEN SENİN SÖZCÜKLERİNİ SEVİYORUM ....

düş zaman peşime

düş zaman peşime
sadece ikisi kaldı hayatta.bu fotoğraftan kalan;soluk almayı beceren iki kişi.diğerlerinin terkine inat,yaşamda direten iki kişi.hangileri ölüme bakıyor...hangileri hayatta diretiyor...hangileri yas bıraktı hangileri acı parçalarını süpürür hala...

her şey

her şey
onlarsız yaşanmıyor...sanal beyinlilere,sokakarası uyuşuklarına,vakitsiz yığınlara inat hem de

zaman ki sonsuzdur

zaman ki sonsuzdur
yaşamım boyunca içimi kemirttiniz.evlerinizle.okullarınızla.iş yerlerinizle.özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim dirilttiniz.YAZI YAZMAK İSTEDİM AÇ KALIRSIN DEDİNİZ.aç kalmayı denedim serum verdiniz.DELİRDİM.Kafama elektrik verdiniz.ben bütün bunların dışındayım.

sylvia plath çizgisi

sylvia plath çizgisi
kalbimin sızısı...hiçbir şeye benzemeyen.herkesten kıskanır gibi sevdiğim...

tezer&deniz

tezer&deniz

tomris uyar...inceliklim,açık sözlüm,erken yitenim

tomris uyar...inceliklim,açık sözlüm,erken yitenim
Yoz bir toplum düzeninde yaşamaktan usanıp yaşamlarına son verenlere, üstlerine gaz döküp kendini yakanlara, hasta gözüyle bakıyoruz. Onları ruh hastası saymakla, insanın insanca yaşamak hakkına, insan olarak yaşayamıyorsa, yaşamı dışlama hakkına tepeden bakıyoruz. İnsan yaşadığı toplumdan utanç duyduğu için pekala canına kıyabilir, inanıyorum buna. Böyle önemli bir kararın arifesinde, öteki kararlardaki bocalamalara da yer yoktur üstelik: kaldırım kirlense de olur, banyo kanlansa da, çocuklar korksa da, dostlar üzülse de. Bu tür incelikler, kaygılar çok geride kalmıştır.

deniz bilgin

deniz bilgin
sessizce yittin; sesini duyan????

FURÛĞ-İ FERRUHZÂD

FURÛĞ-İ FERRUHZÂD
"Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir seni kendinde tekrarlayarak çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek" ne çok var yitenlerden..ne de güzeldin.ne büyük sözleri fısıldadın gecenin kulağına.duymamanın hazzına kapılmış lal kalabalıklar arasında elbet var ışığını koklaya koklaya izinden gelen birileri

.....

.....

ZELDA NİLGÜN MARMARA nil'de gün ansızın battı.k.İ

ZELDA NİLGÜN MARMARA nil'de gün ansızın battı.k.İ
ey iki adımlık yer küre!senin bütün arkabahçelerini gördüm ben

selçuk baran

selçuk baran
haziran'dır,Arjantin tangoları'dır..kimselerin adını zikretmeyip hayata küstürdüğü sözcüklerin en güzel ustasıdır.erken çekip gidenlerdendir.az kaldı bitiyor derken bir bir önünde ölüm penceresi açılmıştır..sevdiğimiz ne kaldı...kim ellerimizi tutacak korkudan buz kestiğinde.kitapları basılmaz,sahaflar o "adam"ı tanımıyorum der...kim, peki kimin vicdanı sızlar?

Die Verwandlung