dede'ye
suskuyla irileşen kör bir yazdı.olmasan da uzaktan tanıklığını yaptığından emindik hepimiz.vardın ama olmamayı kendi başına seçmek kadar da içimizdendi yokluğun.seni varsayıp yolumuza koyulamıyorduk; çünkü sapsarı dedikleri ama bana göre yalnızca kurumuş bir kahve artığından ibaret tedirgin bir yazdı. içimiz acıyordu durmadan. içimiz açılmıyordu. uzun konuşmalara kapalıydık ve ne yapsak zaman sadece aynı yerdetakılıp seni anımsatıyordu.seninle birlikte diğer olmayanları. ne yapacağını bilemeyen bir avuç yokinsandık. kendimize bu adı biz seçmemiştik
ve beraberinde ne çok şey bizden değildi! avcumda buharlaşan kent hangisiydi. doğup büyüdüğüm mü yoksa düşlerimde yaşamayı seçtiğim mi?
giderek yitenlerin hesabını görmüyordum. aramızda bir uçurum olmuştu anımsa. telefonun ucunda bir başka yazı kör kılmayıseçmiştin simsiyah bir sis ülkesinden duyurduğun sesinle. göğün bütün anlamı geceye bırakıp kendini; gidivermişti(n). yaşamayı seçtiğim bu yerde senin izlediğin her şeyi soluğum kesilirce etlerim kemiklerimdensökülürce yaşıyordum ve sen bir zamanlar her şeye itiraz eden sesimde susup kalmamı söylüyordun…
hiç konuşmadan içimdesin.bunun kıyımında yalnızım… rüya görmemek için uyumayan insanlardan değildim.inadına rüyama tutunup onlar olmadan yaşanmayacağını anlatmak zorunda gibiydim.bunu diğerleri hiç anlamadılar. benim,yokluğuna rağmen bunca şeyi bilmeni anlayamadığım gibi…
yaz içimde bitmişti.üşüyordum inadına bütün karanlıklarda seninle başbaşaydım.uzaktan esen loş rüzgar ve sen içimdeki tüm korkuların üzerine gidiyordunuz.ben çocuk kalayım siz gidin yerime oynayın diyordum sana inadına duymadıklarım ve başardıklarım yüzünden bana küsüp duruyordun…
yaz bitmemişti…
birden her şey değişsin istedim ve öyle de oldu.buna sen bile engel olamadın.kalbimin kırık parçaları içinde kanıyormuş ve neden güvenmek denen şeyi durmadan tartışmak zorunda kalıyormuşuz..?ben sana bütün sırlarımı haykırarak gelmiştim ama sen kulağıma inadına…
hiçbir şeye ekleyip her şeyimi yok oluyorum anımsadıkça.
cılız yağmurlar esir alıyordu kenti.diğerine de çok önceleri gitmek isteyip bir türlü gidemediğim bir sirk gelmişti.palyaço ve akrobatın aşkı.anımsar mısın bilmem sana çok eskiden bir masal anlatırdım…uydurma diyemez her seferinde yeniden dinlerdin.sevmediğini,uydurduğumu bildiğini bilir üzülürdüm.ama anımsa!üzülmek o zaman güzeldi.
üşümektense çekip giderim demişsin…
kalbimde derin bir boşluk bırakan yokluğunda akrobatla palyaçonun tuhaf,yadırganan birlikteliği bir oyundu oyalanmaydı.diğerlerinin sarı dediği bu kapkaranlık yeri bırakıp gidemeyişim de bir yanıklıktı. palyaçolardan korkardın. "bu hayat böyle işte!lanetli ve çürüyen bir ayna! neresinden tutsam elimde kalıyor" diyordu palyaço.korkuyormuş aşkından. ya bırakıp… sen yapmadın.hiç yapmadın bana bunu.acıyan şeyler seni üzermiş. öyle kaldı hatırımda. kent rüzgarlarını boylu boyunca sana bırakmış.sen arkanı dönüp gitmişsin.şehir yanmış,her yanı acıdan kıvranırken uzak bir karşılaşmayı anımsatmış sana.bahanesi her şey olan kaçınmanın dile gelişi…
yaram ağırdı sızlıyordu.
seni onlara anlatmayı başarmıştım artık ve ben sustukça adın inildiyordu aramızda.acısı yaramdan beterdi.ölgün bir sevişmenin tadına varmıştın gitmeden.aklında kocaman memeli o çirkin kahkahalı kadın kalarak gitmiştin.böylesi daha iyi diyordun.onca sancı bu denli basit bir elyazısıyla temize çekiliyordu.gitme!! sana son sözlerim neydi?”ama” derken sesimdeki kırılmayı fark etmiştin biliyorum.hiç yüzüme vurmadın bunu.en az masalım kadar masumdu.ikimiz de aynı yolda ama ters yönlerdeydik. yaz bitmeyecek gibiydi.hiçbir yereydi yolum ama elimde kocaman bir bavul durmadan yer değiştiriyordum.gittiğim yerler sadece bu şehri bana daha iri harflerle anımsatan sıradan hatta basit kent kıyılarıydı.yaz gözlerinde mavi bir erimeydi.bunu içimizden o en güzel gözlü olanın hatırına kabulleniyordun. diğerleri de benim kadar yorgun muydu?
19 Şubat 2008 Salı
11 Şubat 2008 Pazartesi
geceden günden

aynı ayininin uğultulu kıskacındadır gece
duyuldukça artan
kıstırılma korkusu,
avcuna örtüsüzce bırakılmış, gizli bir mektuptu
sonralar
hiç gelmeyecekti
beklediğin ışıklı günsonları
meltemler kaoslarla
çökerdi bu kente
elde bir yere varmayan adresler
gece vakitleri
karartılmış istanbul,
yakılmış kitap kokularını anımsatır;
yorgun evsiz ayyaşların yüzü
"o zaman gömdüğümüz kitaplar çiçek açtı" der bezgin hatıralar
duyuldukça artan
kıstırılma korkusu,
avcuna örtüsüzce bırakılmış, gizli bir mektuptu
sonralar
hiç gelmeyecekti
beklediğin ışıklı günsonları
meltemler kaoslarla
çökerdi bu kente
elde bir yere varmayan adresler
gece vakitleri
karartılmış istanbul,
yakılmış kitap kokularını anımsatır;
yorgun evsiz ayyaşların yüzü
"o zaman gömdüğümüz kitaplar çiçek açtı" der bezgin hatıralar
istanbul
artık sevda kenti olur hep
gidilesi, günden kaçılası!
güçsüz bir aşkın şiiri
hep yarım kalır.
elde kadeh
sabaha vuran yüzünü görürsün camda
buğusunda günü karşılarsın;
dışına taştığını bile bile.
yazılmamış
aşk mektuplarıdır istanbul
kadın kokusudur,
gece vakti unutulan defterin
kara kapağıdır
okunmuş güncelerin göz yaşıdır
gitmeyi istemekle
kalmak için yalvarmak
aynı kara yazgının
düşman kardeşidir
kanındandır ama
kanını akıtmak isteyen de odur
iki tenha arasında
yüz yüze kalmış,
bir gece vakti
birlikte ıslanmışısınızdır.
birileri bunu unutur,
yok sayar!!!!!!!!!!!!
imkansızın hecelenişine titrer için
dokunmaya kıyamadığın yüzden
korkarsın
güne uyanamamaktan
artık sevda kenti olur hep
gidilesi, günden kaçılası!
güçsüz bir aşkın şiiri
hep yarım kalır.
elde kadeh
sabaha vuran yüzünü görürsün camda
buğusunda günü karşılarsın;
dışına taştığını bile bile.
yazılmamış
aşk mektuplarıdır istanbul
kadın kokusudur,
gece vakti unutulan defterin
kara kapağıdır
okunmuş güncelerin göz yaşıdır
gitmeyi istemekle
kalmak için yalvarmak
aynı kara yazgının
düşman kardeşidir
kanındandır ama
kanını akıtmak isteyen de odur
iki tenha arasında
yüz yüze kalmış,
bir gece vakti
birlikte ıslanmışısınızdır.
birileri bunu unutur,
yok sayar!!!!!!!!!!!!
imkansızın hecelenişine titrer için
dokunmaya kıyamadığın yüzden
korkarsın
güne uyanamamaktan
güz gelir,
kanını besleyen kadın gider
ıslak beden resitallerinde
ağlamak mıdır;
apansız sevişme midir teninin yanışı?
kim bilebilir
imkansızı heceleyenlerden başka...
ağlamaklı görürsün
kendini kaldırımda boylu boyunca
burası istanbuldur;
her şeklin bir özeti,
anlamdışılığın esrimesi vardır.
kanattığın kent
kardeşinin kanıdır
üstüne bulaşan sombaharları
ölesiye seversin
ve artık hep gecelerde bulursun
aynada yitirdiğin aksini..
kanını besleyen kadın gider
ıslak beden resitallerinde
ağlamak mıdır;
apansız sevişme midir teninin yanışı?
kim bilebilir
imkansızı heceleyenlerden başka...
ağlamaklı görürsün
kendini kaldırımda boylu boyunca
burası istanbuldur;
her şeklin bir özeti,
anlamdışılığın esrimesi vardır.
kanattığın kent
kardeşinin kanıdır
üstüne bulaşan sombaharları
ölesiye seversin
ve artık hep gecelerde bulursun
aynada yitirdiğin aksini..
bir-iki-üç tıp

sessizliği konuştur hadi!
kendine uy
bir türlü geri gelmeyen o mevsimden sonra
hadi rengini bul bu karanlıkta!
uykunu verdiğin o yüze seslen; nasıl da değişmiyor bakışları...
aynı çöl iklimindesiniz ama o üşümüyor senin gibi.
ne çok sözcük bulacaksın içinde
duyulmayan duyurmadığı...
sigaran kendi kendine sönerken tek bir ışığın bile sızmadığı o tenhada
birileri çok sevecek mevsimleri
okuduklarını masal sanacaklar
rahat uykuları olacak geceye gebe kalmayacaklar
şaşkınlığına bahaneler uyduran çocukların olacak
avuçlarında doğurduğun kara yazgılı...
hadi duyur sesini karanlığa!
senden rengini çalan bir gömüt gibi karşında duran karanlığa...
gözlerini kapayıp açınca geçecek sandığın acı, öz be öz mevsimin olacak
umut masallarındaki kahramanlara aşık çocukları seveceksin...
senden uzakta duran bakışlarının değdiği yerlerde arayacaksın geçmişini..
bulamadığın yerlerde mavi tuzaklar bekliyor
hadi doğur bütün yalancı çocukları...
içleri kan toplasın yalan masalları olsun.
kendine uy
bir türlü geri gelmeyen o mevsimden sonra
hadi rengini bul bu karanlıkta!
uykunu verdiğin o yüze seslen; nasıl da değişmiyor bakışları...
aynı çöl iklimindesiniz ama o üşümüyor senin gibi.
ne çok sözcük bulacaksın içinde
duyulmayan duyurmadığı...
sigaran kendi kendine sönerken tek bir ışığın bile sızmadığı o tenhada
birileri çok sevecek mevsimleri
okuduklarını masal sanacaklar
rahat uykuları olacak geceye gebe kalmayacaklar
şaşkınlığına bahaneler uyduran çocukların olacak
avuçlarında doğurduğun kara yazgılı...
hadi duyur sesini karanlığa!
senden rengini çalan bir gömüt gibi karşında duran karanlığa...
gözlerini kapayıp açınca geçecek sandığın acı, öz be öz mevsimin olacak
umut masallarındaki kahramanlara aşık çocukları seveceksin...
senden uzakta duran bakışlarının değdiği yerlerde arayacaksın geçmişini..
bulamadığın yerlerde mavi tuzaklar bekliyor
hadi doğur bütün yalancı çocukları...
içleri kan toplasın yalan masalları olsun.
amerikan bezi-deli diyenle derilen arasındaki farkı kimbilebilir ki...

nasıl da başlardık
titreyen sözcüklerle konuşmaya
bir kentten diğerine gitmek ne kolaydı
alev alırdık kuru serinliklerde
güne başlar gibi değiştiriverirdik biz gelmeden üzerimize biçilmiş hayatı
yarın öykülerde varolan bir yerdi hep gideceğimiz
çok da uzak değildi
yürünerek daraltılabilirdi acının yolları
sağanaklarda susmadan koşacak kadar
biliyorduk "hiçbir öykünün sonu bir mezcuba teslim edilemezdi"
giydiklerimiz kollarımızı bağlıyordu; çok da sıkıyordu. neden demedik
nedenleri biz bilelim istedik
kurumuş, kitaparası papatyalardan arta kalandık
sayfalar sarardıkça çiçekler gibi eskidi hatıramız
belleklerde
derin uçurum oldular
içine düşüp durduğumuz
bıkmadığımız
inandığımız
yasaksızdı karartma vakiydi oysaki
ay edepsiz kavuşumdu
bunu kollarımızı arkada sıkıca kenetleyenden mi duymuştuk
çıplaklıklar içimizde
yağmuru değil
kana batmış çocukları büyüttü
üstümüz lekelendi
acı, kan, sokak koktu beyaz
kollarımızı sıkan o beyaz
amerikan bezindenmiş
ondan canımız yanmış tenimizde hışırtılı yarıklar bundanmış
titreyen sözcüklerle konuşmaya
bir kentten diğerine gitmek ne kolaydı
alev alırdık kuru serinliklerde
güne başlar gibi değiştiriverirdik biz gelmeden üzerimize biçilmiş hayatı
yarın öykülerde varolan bir yerdi hep gideceğimiz
çok da uzak değildi
yürünerek daraltılabilirdi acının yolları
sağanaklarda susmadan koşacak kadar
biliyorduk "hiçbir öykünün sonu bir mezcuba teslim edilemezdi"
giydiklerimiz kollarımızı bağlıyordu; çok da sıkıyordu. neden demedik
nedenleri biz bilelim istedik
kurumuş, kitaparası papatyalardan arta kalandık
sayfalar sarardıkça çiçekler gibi eskidi hatıramız
belleklerde
derin uçurum oldular
içine düşüp durduğumuz
bıkmadığımız
inandığımız
yasaksızdı karartma vakiydi oysaki
ay edepsiz kavuşumdu
bunu kollarımızı arkada sıkıca kenetleyenden mi duymuştuk
çıplaklıklar içimizde
yağmuru değil
kana batmış çocukları büyüttü
üstümüz lekelendi
acı, kan, sokak koktu beyaz
kollarımızı sıkan o beyaz
amerikan bezindenmiş
ondan canımız yanmış tenimizde hışırtılı yarıklar bundanmış
kırmızı oda
kapana kısılmış gece yarıları, lekeleri ayışığının...elde mavi bir yanılsama kadar hafif; gökyüzünden yakıcı...loş sokakları geçtik. geceden beterdi yaralarımız ya hiçe yazgılı kör kalanlardık. bilmediğimiz dillerde yalan söylediler bize.melek yüzlerinde unuttuğumuz bahçelerin kızıl çiçekleri..birbirimizin kanından, göz yaşından beslendik. yol hep uzun sürdü.birileri bir yerlere vardığında bizler geri dönmüş ama hiçin orta yerinde bir yerdeydik. kırmızı odalar, şair sesleri bilinmeyen bir yerde kaldı, sona sakladığımız ellerimiz kan...hiç birimiz sağ çıkamayacaktık. bile bile gidip geri dönmek ve beklemek güzeldi. buz gibi gece yarıları ısınmayı umduk; kederden ve geçmeyen yaslardan...bir eksik melodi kulaklarımızı sağır edecekti. bu şarkıyı vasiyetlerimize yazıp birbirimizin ceplerine bıraktık. kırmızı odalar sağır kaldı kırmızı kurdelelere dolandık ana rahmi gibi temiz: yan yana...bir de baktık ki gölgemiz bile çoktan düşmüş yardan ;yar gözlerinden aşağı....bir tutam tuz kaldı avcumuzda; hiç görmediğimiz gün ışığında daha mavi
9 Şubat 2008 Cumartesi
1163

aylar eskiyerek dökülüyor avcumdan.yüzüm soluk bir hatıradan düşen kırık parçalar gibi, birbirini tutmuyor.seni bırakalı, orada bir başına bırakıp uzaklaşalı ne çok zaman oldu.içimde sesinin giderek eksilişini izlerken buluyorum kendimi.koskoca kahkahandan geriye çökmesin diye taşlar koyduğumuz bir toprak parçası ve anlamsız sayılar kalmış.ne bir adres ne bir yer haritada, dokundukça sen olduğum..sadece 4 rakamdan ibaret bir yalnızlıkta bıraktık ya seni, yağmurlarda üşüyüp üşümediğini düşündüğüm geceler çoğaldı.izin olsun diye sakladığım her hatıranın yerine loş bir akşamüstü gelip kucağında ağlar gibi toprak kokusuna yaslanmak düştü payımıza.uzaklara gitme diye birbiri ardına eklediğim sicimler şimdi kopuyor.git git uzaklaşıyorsun bizden.adın yerine 1163...arkamızı dönüp hayatlar içinde bir hayata sıkıştığımız için, yağmurlarda seni ıpıssız bıraktığımız için,üstünde olanca ağırlığıyla biriken o taşları çekip atmadığımız için..... bu kadarcık mı diye sorduğunu duyuyorum bazen.hepsi bu kadar mı?
18 Ocak 2008 Cuma
.........................
Söz vermiştim kendime, yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.
Sait Faik
Sait Faik
29 Kasım 2007 Perşembe
usta'dan
"Gözlerin çizgiden taşmazsa olmaz."
"Ama elin taşmayacak. Aklının çizgisini izleyecek."
BİHRAT MAVİTAN
"Ama elin taşmayacak. Aklının çizgisini izleyecek."
BİHRAT MAVİTAN
18 Kasım 2007 Pazar
İYİ GECELER ANNE!
kımıltısız gece.ilerlemiyor zaman. 5475 saattir bir ölü bedenin yanında yatıyor diri duygularım.alamadıkları soluk şimdiye kalan tek gerçek...sen bilirsin....
9 Kasım 2007 Cuma
ayışığında daha güzel
arka arkaya alınan nefesler gibi.gözlerin buğusunda nemlenir gibi....gecede birbirini içen üç yudum su gibi...ağır aksak hicaz gibi.uzakçıl bir kuşun kanadına bırakılan mektuplar gibi.bir yere varamayışın öcünü sokaklardan alır, yağmura kafa tutar gibi..
sahi bir yerinden kırılıverirdi hayat eskiden.şimdi neresinden tutsam elimde kalıyor da yine de bende,ellerimin kırmızı izinde birikiyor..ne eksik melodi ne de perdeleri sımsıkı kenetli sonbahar verebildi hesabı. gidilmeyen, gidilip de dönülmeyen yerlerde, bir hastane sessizliğinde sadece makinelerin soluk alıp verişinde ben bir parçamı daha devrettim hiç olmadığım yerlere...yüzünü ölsem de göremeyeceğim gecelere.hepsi bir hepsi sessizce mavi.
sahi bir yerinden kırılıverirdi hayat eskiden.şimdi neresinden tutsam elimde kalıyor da yine de bende,ellerimin kırmızı izinde birikiyor..ne eksik melodi ne de perdeleri sımsıkı kenetli sonbahar verebildi hesabı. gidilmeyen, gidilip de dönülmeyen yerlerde, bir hastane sessizliğinde sadece makinelerin soluk alıp verişinde ben bir parçamı daha devrettim hiç olmadığım yerlere...yüzünü ölsem de göremeyeceğim gecelere.hepsi bir hepsi sessizce mavi.
8 Ekim 2007 Pazartesi
günsonlarında hiçin izi
sokakları kaplayan gece simsiyah bir tüldür
yüzünün en güzel yerinde
ay çöker;müzik susar...
"bekle!karlar tekrar kimsesizliğin göğünden düşene dek bekle öyleyse!"
yalan gibi,
ayışığı gibi
bir gece yarısı avcumda unuttuğun
küfür gibi
o dost evinde çıplak sırların ve
gözünden düşürmediğin
damla gibi
ve belki yakılmış masallar
çarparken hoyratça ateşlere
kinler kanında sulanacak
ve sen anımsamayacaksın bile
"bekle!ölesiye tırmanırken derin yaralar belleğine susma
bekle öylece!"
seni
bir önceki kadar ağlatmayan
şarkılar olacak
yanmaktaki parmakların
daha da incelecek
tende bir iz bırakamayacak kadar
yorulacak...
kırık ve korkular kadar eski kalacak
bir rehavet eşlik edecek sana
sessiz ve hep dik kafalı bir cümleyi arayacaksın
yangın yerlerinde
büyüdüğünü
zamanın bir yerinde ölesiye sevildiğini
aynalar anımsatacak sana
bakamayacaksın asla
aksin yalan söylemeyi beceremeyecek
puslu bir bakış kalacak
aklında
sana ömrünü sunan
baharları alıp getirmek isteyenden
şehir dar gelecek
yüzünü verdiğin yaşamların
ne kadar hiç olduğunu bil
diyecek
sen bildiklerinle
daha da esmerleşen bedenine bile
sığamayacaksın
keşkelerin insafında
kirli itiraflarda bulacaksın kendini
yıllar sonra
rakı beyazında
yabancı bir kaçağın
hazin odasında
söylediklerini anlamayacak....
yapmadıklarını hiç bilmeyecek
sense kavrulan kalbini soğutmak için
bir buz daha diyeceksin
bir buz daha!
kimse sigaralar,kadehler ve şarkılar
toplamayacak sana
kimse gözyaşından çocukluğunu
beklemeyecek
kimse gözyaşının tek damlası için
ömründen ömür vermeyecek
ve ardında gardiyan yürekler...
içlerinde ağlamaklı
siyah-beyaz gülüşlü yolculuk fırsatları,
"bekle!Nasılsa gün ayazında bir yığın Ay küser
inlemeler çığlıklara devrolur
hiçbir ten sana ışıklar bulup getiremez
sen öylece beklerken
bekle!deliresiye!"
sevdası kış yüklü hüzünler
tuzlu yaşlar gibi kalır
salkım saçak yüzünde
ve alacalı kaçış nöbetlerinde
"o delirdi ben korktum"diyemez dilin
buna inanmayan kalbin
bu defa yalnız bırakır seni
sen susmaya başlarsın böylece
daha da içeri dönersin
bu kez kimselerin el uzatmadığı
dehlizlere
tünellere sokarsın başını
adın bir cam kırığında yazılı kalır
birileri başka günleri karşılar
kalplerini verdikleri
masal kadar imkansız
gökyüzü kadar gerçektir
kendini yağmur sanan
kan damlaları içine dökülür
her biri yakar
derin yandıkça
soluğunda yaşlanırsın işte
"bekleme artık!bir yığın ölümden geride kalan sen değilsin yalnızca.
bir eksik, bir fazla...
kış her defasında karlarla gelir kente
belki bir yerlerde senin de sızını dindirir..
kimbilebilir ki bunu
acıyı seçenden başka.
artık bekleme!
gelecek hiç bir yolcu senin durağında inmeyecek nasılsa!"
yüzünün en güzel yerinde
ay çöker;müzik susar...
"bekle!karlar tekrar kimsesizliğin göğünden düşene dek bekle öyleyse!"
yalan gibi,
ayışığı gibi
bir gece yarısı avcumda unuttuğun
küfür gibi
o dost evinde çıplak sırların ve
gözünden düşürmediğin
damla gibi
ve belki yakılmış masallar
çarparken hoyratça ateşlere
kinler kanında sulanacak
ve sen anımsamayacaksın bile
"bekle!ölesiye tırmanırken derin yaralar belleğine susma
bekle öylece!"
seni
bir önceki kadar ağlatmayan
şarkılar olacak
yanmaktaki parmakların
daha da incelecek
tende bir iz bırakamayacak kadar
yorulacak...
kırık ve korkular kadar eski kalacak
bir rehavet eşlik edecek sana
sessiz ve hep dik kafalı bir cümleyi arayacaksın
yangın yerlerinde
büyüdüğünü
zamanın bir yerinde ölesiye sevildiğini
aynalar anımsatacak sana
bakamayacaksın asla
aksin yalan söylemeyi beceremeyecek
puslu bir bakış kalacak
aklında
sana ömrünü sunan
baharları alıp getirmek isteyenden
şehir dar gelecek
yüzünü verdiğin yaşamların
ne kadar hiç olduğunu bil
diyecek
sen bildiklerinle
daha da esmerleşen bedenine bile
sığamayacaksın
keşkelerin insafında
kirli itiraflarda bulacaksın kendini
yıllar sonra
rakı beyazında
yabancı bir kaçağın
hazin odasında
söylediklerini anlamayacak....
yapmadıklarını hiç bilmeyecek
sense kavrulan kalbini soğutmak için
bir buz daha diyeceksin
bir buz daha!
kimse sigaralar,kadehler ve şarkılar
toplamayacak sana
kimse gözyaşından çocukluğunu
beklemeyecek
kimse gözyaşının tek damlası için
ömründen ömür vermeyecek
ve ardında gardiyan yürekler...
içlerinde ağlamaklı
siyah-beyaz gülüşlü yolculuk fırsatları,
"bekle!Nasılsa gün ayazında bir yığın Ay küser
inlemeler çığlıklara devrolur
hiçbir ten sana ışıklar bulup getiremez
sen öylece beklerken
bekle!deliresiye!"
sevdası kış yüklü hüzünler
tuzlu yaşlar gibi kalır
salkım saçak yüzünde
ve alacalı kaçış nöbetlerinde
"o delirdi ben korktum"diyemez dilin
buna inanmayan kalbin
bu defa yalnız bırakır seni
sen susmaya başlarsın böylece
daha da içeri dönersin
bu kez kimselerin el uzatmadığı
dehlizlere
tünellere sokarsın başını
adın bir cam kırığında yazılı kalır
birileri başka günleri karşılar
kalplerini verdikleri
masal kadar imkansız
gökyüzü kadar gerçektir
kendini yağmur sanan
kan damlaları içine dökülür
her biri yakar
derin yandıkça
soluğunda yaşlanırsın işte
"bekleme artık!bir yığın ölümden geride kalan sen değilsin yalnızca.
bir eksik, bir fazla...
kış her defasında karlarla gelir kente
belki bir yerlerde senin de sızını dindirir..
kimbilebilir ki bunu
acıyı seçenden başka.
artık bekleme!
gelecek hiç bir yolcu senin durağında inmeyecek nasılsa!"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
düş zaman peşime
sadece ikisi kaldı hayatta.bu fotoğraftan kalan;soluk almayı beceren iki kişi.diğerlerinin terkine inat,yaşamda direten iki kişi.hangileri ölüme bakıyor...hangileri hayatta diretiyor...hangileri yas bıraktı hangileri acı parçalarını süpürür hala...
her şey
onlarsız yaşanmıyor...sanal beyinlilere,sokakarası uyuşuklarına,vakitsiz yığınlara inat hem de
zaman ki sonsuzdur
yaşamım boyunca içimi kemirttiniz.evlerinizle.okullarınızla.iş yerlerinizle.özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim dirilttiniz.YAZI YAZMAK İSTEDİM AÇ KALIRSIN DEDİNİZ.aç kalmayı denedim serum verdiniz.DELİRDİM.Kafama elektrik verdiniz.ben bütün bunların dışındayım.
sylvia plath çizgisi
kalbimin sızısı...hiçbir şeye benzemeyen.herkesten kıskanır gibi sevdiğim...
tezer&deniz
tomris uyar...inceliklim,açık sözlüm,erken yitenim
Yoz bir toplum düzeninde yaşamaktan usanıp yaşamlarına son verenlere, üstlerine gaz döküp kendini yakanlara, hasta gözüyle bakıyoruz. Onları ruh hastası saymakla, insanın insanca yaşamak hakkına, insan olarak yaşayamıyorsa, yaşamı dışlama hakkına tepeden bakıyoruz. İnsan yaşadığı toplumdan utanç duyduğu için pekala canına kıyabilir, inanıyorum buna. Böyle önemli bir kararın arifesinde, öteki kararlardaki bocalamalara da yer yoktur üstelik: kaldırım kirlense de olur, banyo kanlansa da, çocuklar korksa da, dostlar üzülse de. Bu tür incelikler, kaygılar çok geride kalmıştır.
deniz bilgin
sessizce yittin; sesini duyan????
FURÛĞ-İ FERRUHZÂD
"Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir seni kendinde tekrarlayarak çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek" ne çok var yitenlerden..ne de güzeldin.ne büyük sözleri fısıldadın gecenin kulağına.duymamanın hazzına kapılmış lal kalabalıklar arasında elbet var ışığını koklaya koklaya izinden gelen birileri
.....
ZELDA NİLGÜN MARMARA nil'de gün ansızın battı.k.İ
ey iki adımlık yer küre!senin bütün arkabahçelerini gördüm ben
selçuk baran
haziran'dır,Arjantin tangoları'dır..kimselerin adını zikretmeyip hayata küstürdüğü sözcüklerin en güzel ustasıdır.erken çekip gidenlerdendir.az kaldı bitiyor derken bir bir önünde ölüm penceresi açılmıştır..sevdiğimiz ne kaldı...kim ellerimizi tutacak korkudan buz kestiğinde.kitapları basılmaz,sahaflar o "adam"ı tanımıyorum der...kim, peki kimin vicdanı sızlar?
Die Verwandlung