22 Haziran 2008 Pazar

radikal kitap 'ta 20.06.2008 de yayımlanan yazım..

İnsanı asla terk etmeyen hatıralar

AYŞE SAĞLAM
Birbirinin içinden geçen, kardeş ama her defasında yeniden damıtılmış öykülerden oluşuyor ‘Şehper, Dehlizdeki Kuş’. Çocuk-kadınların merkezde olduğu, başkalarının ellerinde ezilen yaşamların mevzubahis edildiği on yedi öyküden


Çocuk olmayı bilmeden büyümüş kadınlar, baş aşağı edilmiş yaşamlarında düşsel geçitler açarlar. Hayatın onlar için hazırladığı tuzaklara düşmeden önce masallara inanırlar. Yaşlandıkça çocuk kalan, ama hep iri adımlar atmaya zorlanan kadınların dünyasında zaman ya hiç olmamıştır ya da onları eritecek denli hızlı akar. Şölenler, panayırlar, renk renk oyuncaklarla bambaşka bir hayattan söz eden lunaparklar kurulur; salt zamanın hiçliğine bir anlam uydurabilmek, kötücül olanı iyileştirebilmek için... Dönmedolapların olduğu bir dünyada acı sağaltılabilir, korku bir süreliğine de olsa kılık değiştirebilir. Kaderin kedere evrilişinin önünde sadece bu çocuk kadınlar durabilir. Bir tek onların değişmek bilmeyen hayatlarıyla, korkularıyla ve unutmanın imkânsızlığıyla her gün yeniden yüzleşme cesareti vardır.

Birbirinin içinden geçen, kardeş ama her defasında yeniden damıtılmış öykülerden oluşuyor Şehper, Dehlizdeki Kuş. Çocuk-kadınların merkezde olduğu, başkalarının ellerinde ezilen, anımsamaya yazgılı yaşamları konuşturan on yedi öykü, ustalıklı kurgu ve özgün imgelerle örülmüş, çok kez romana göz kırpan bir akrabalıkla ilerliyor. İçe dokunan, derinde bir şeyleri acıyla kıpırdatan; tehlikeli bir yüzleşmenin kapısını aralıyor yazar. Hemen herkesin yakınından geçen bildik hikâyelerin, ayrıksı kahramanları imgelemler dünyasından, ürkünç bir canlılıkla yaşamın içine dağılıveriyorlar. Çoklukla hayatın sessiz bıraktığı, geçmişin acı hatıralarıyla bezip suskuya gömülmüş birbirinden farklı öykü kişiliklerinin çoğu kadınlardan oluşuyor. Öykülerin merkezinde, kötücül ve karanlık hayatı yaran, ışıklı ve çoksesli bir lunapark duruyor. Seslerin şarkıya dönüştüğü, en sıradan eylemin bile sesle kendini anımsattığı bir rüya/kâbus içinde bellek dehlizinde sıkışıp kalan hatıralarla baş etmeyi sağlayan... Adeta aynı mekân ve aynı zamansızlıkta, kalabalığa sinmiş birbirinden ayrı hayatlara bakış atıyor yazar.

Şehper, Dehlizdeki Kuş, yaşamları boyunca sözlerine gerek duyulmamış, kendi hayatları konusunda bile fikri alınmamış kadınların son sözü söyleme çabalarına bakarken, kimi ince duyarlıkları yitirmemiş erkeklere de yer veriyor. Öyküler ilerledikçe, tuhaf bir gerçeklik ve şüphe iç içe giriyor; çünkü bazı öyküler özellikle yarım bırakılmışcasına yeni bir öyküde açıklık kazanıyor. Boşluğa açılan bir kapıdan içeri girme heyecanı, geç yapılmış bir itirafın acımsılığını, bazı hatıraların asla insanı terk etmediğini çarpıcı bir dille anımsatıyor. Unutmanın mümkünsüzlüğünü kavrayan ve korkmayı bilen insanların acıyla yaşamı iteklemeye razı gelişlerini, yaşadıkları travmaların ürkünçlüğünde fark ediyoruz. Yazarın imgeleri özellikle çocuklar ve çocuklara ait hayatlardan besleniyor. Yalınlığa eklemlenmiş özgün bir anlatım ve şiirsel imgelerin yarattığı rüya atmosferinde zaman adeta hiçleniyor ve her an her yerde mümkün olabilecek denli içimizden parçalar canlanıyor. İlk öyküde öykü kişiliklerinin şimdiki zamana sızışı ve şimdinin o belirsiz zamana karışması anlatılırken bir anlamda öykünün öyküsü yazılıyor ve kurgu büyüleyici bir biçim kazanıyor. Kadınların varlığını hissettirmesiyle sık sık anımsatılan şölen kurulmuş oluyor. Bundan sonrası rüyalara ve gerçekliğe ne kadar dönük olduğumuza kalıyor...

Ayşegül Çelik’in ikinci öykü kitabı olan Şehper, Dehlizdeki Kuş ağır ama güçlü adımlarla yürünmüş bir yolun sonuna ulaşmaya değecek denli özgün bir eser. Hayatların kesişimindeki korkunç sahiciliği öyküye dönüşürken dilin en güzel olanaklarını kullanmış, okuyucuya birtakım sorular eşliğinde illüzyona bulanmış bir farkındalık bırakmış. Şehper, Dehlizdeki Kuş, hemen yanı başımızda soluk alan bir çocuğun içindeki dehlizi, ya da bir kadının içinde saçları uzamaya devam eden bir çocuğu görmek için alışılmışın dışında bir ipucu fısıldıyor. Yıldızların ve rengârenk lunaparkların gerisinde yaşanan bambaşka hayatlar olduğunu da...


ŞEHPER, DEHLİZDEKİ KUŞ Ayşegül Çelik, Yapı Kredi Yayınları, 2008, 80 sayfa, 5 YTL.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=884340&Date=24.06.2008

6 Haziran 2008 Cuma

git zaman!

Gel zaman git zaman.. hiçbir yerinden başlanmayan ya da elbet zamanın tenhasında unutulacak hikayeler, yok sayılmış ve yorgun… ama dokunmasız bir hiçlikte apansız yakalınıveren…
Gitmeler-kopuk
Ayaz sersemi bir gölge uzak; upuzak yerinde dünün,
kim görür-kim unutma oyununda galip gelir?....

Parçaları birleşmiyor hayatın. koptuğu yerde bırakılan; ama ille de birilerinin sahiplendiği; tıpkı bir akşamüstü gibi. Uzun susmalardan sonra sessizce kalkıp giden birileri gibi... Tutsak sözcüklerin ışığa yazgılı kaçışmalarını izliyor o birileri. Ellerinde yazılı-yazısız ama ille de dilsiz hatıraların yarası. Kapanmıyor….birileri-bazı eksik yüzlü birileri başkalarının hikayesinde yorgun düşüyor. Uykuya dağılıyor birbirini tutmayan özlemler. Açık yara sızlar. Yarlardan düşer, bin parça ama çok zaman hiçbiri birinin değil…
Gel-git
Zaman kör ve dilsiz.
“Hani bir zaman bir yerde yeniden”
Oysa hala dilde bir inilti… “hiç” hem de hiç…
Gözlerden uzak sisler içinde alıntılıyor hayat özlemi. Sessizce; ılık bir yaz akşamı içlerde kan kurusu sızılar…buruk ve coşkulu. Gitmek bırakmak kadar kolay olmuyor. Adımlar geriye düğümlüyken haritada en uzak yer yaraların kabuk tutuşu, kırmızı bir iz bırakışı demek unutmaksa çok sonraların hesabını görmeden uzun bir uykuya emanet edilmiş elveda… yok sayılan,gel-git
Ve ne yazık
Çok çabuk silinen zaman….

düş zaman peşime

düş zaman peşime
sadece ikisi kaldı hayatta.bu fotoğraftan kalan;soluk almayı beceren iki kişi.diğerlerinin terkine inat,yaşamda direten iki kişi.hangileri ölüme bakıyor...hangileri hayatta diretiyor...hangileri yas bıraktı hangileri acı parçalarını süpürür hala...

her şey

her şey
onlarsız yaşanmıyor...sanal beyinlilere,sokakarası uyuşuklarına,vakitsiz yığınlara inat hem de

zaman ki sonsuzdur

zaman ki sonsuzdur
yaşamım boyunca içimi kemirttiniz.evlerinizle.okullarınızla.iş yerlerinizle.özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim dirilttiniz.YAZI YAZMAK İSTEDİM AÇ KALIRSIN DEDİNİZ.aç kalmayı denedim serum verdiniz.DELİRDİM.Kafama elektrik verdiniz.ben bütün bunların dışındayım.

sylvia plath çizgisi

sylvia plath çizgisi
kalbimin sızısı...hiçbir şeye benzemeyen.herkesten kıskanır gibi sevdiğim...

tezer&deniz

tezer&deniz

tomris uyar...inceliklim,açık sözlüm,erken yitenim

tomris uyar...inceliklim,açık sözlüm,erken yitenim
Yoz bir toplum düzeninde yaşamaktan usanıp yaşamlarına son verenlere, üstlerine gaz döküp kendini yakanlara, hasta gözüyle bakıyoruz. Onları ruh hastası saymakla, insanın insanca yaşamak hakkına, insan olarak yaşayamıyorsa, yaşamı dışlama hakkına tepeden bakıyoruz. İnsan yaşadığı toplumdan utanç duyduğu için pekala canına kıyabilir, inanıyorum buna. Böyle önemli bir kararın arifesinde, öteki kararlardaki bocalamalara da yer yoktur üstelik: kaldırım kirlense de olur, banyo kanlansa da, çocuklar korksa da, dostlar üzülse de. Bu tür incelikler, kaygılar çok geride kalmıştır.

deniz bilgin

deniz bilgin
sessizce yittin; sesini duyan????

FURÛĞ-İ FERRUHZÂD

FURÛĞ-İ FERRUHZÂD
"Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir seni kendinde tekrarlayarak çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek" ne çok var yitenlerden..ne de güzeldin.ne büyük sözleri fısıldadın gecenin kulağına.duymamanın hazzına kapılmış lal kalabalıklar arasında elbet var ışığını koklaya koklaya izinden gelen birileri

.....

.....

ZELDA NİLGÜN MARMARA nil'de gün ansızın battı.k.İ

ZELDA NİLGÜN MARMARA nil'de gün ansızın battı.k.İ
ey iki adımlık yer küre!senin bütün arkabahçelerini gördüm ben

selçuk baran

selçuk baran
haziran'dır,Arjantin tangoları'dır..kimselerin adını zikretmeyip hayata küstürdüğü sözcüklerin en güzel ustasıdır.erken çekip gidenlerdendir.az kaldı bitiyor derken bir bir önünde ölüm penceresi açılmıştır..sevdiğimiz ne kaldı...kim ellerimizi tutacak korkudan buz kestiğinde.kitapları basılmaz,sahaflar o "adam"ı tanımıyorum der...kim, peki kimin vicdanı sızlar?

Die Verwandlung